Öncelikle şunu söyleyelim, ateizm insanlar için; ahlâk kuralları önermez. Ateizm'in böyle bir amacı ya da görevi yoktur. Yani şunu şunu yaparsanız ahlâklı, şunu şunu yapmazsanız ahlâksız olursunuz gibi argümanlar, ateizm için geçerli değildir. O yüzden öncelikle bu çok önemli noktada fikir birliğine varmamız gerekmektedir.
Daha sonra incelememiz gereken şeyse; ateizmin ahlâk konusuna bakış açısıdır. Bu bakış açısını ortaya çıkaranlar da, benimseyenler de yine ateistlerdir. Bu bakış açısı, ki aslında gerçeklerin bir ortaya dökümüdür, şunu öne sürer; bireylerin ya da toplumların ahlâklı olmaları din kurallarına bağlı değildir. Ahlâki yönden olumlu karşılanan davranışlar, tamamen toplumun yaşadığı zaman dilimine, coğrafyaya, sosyal ve ekonomik koşullara göre değişir. Bir insanın yaptıklarının ahlâk yönünden uygun olabilmesi ya da o insanın "iyi" bir insan olarak nitelendirilmesi için, dinlere ihtiyaç yoktur.
Bu şu anlama gelir; birey toplum içinde sergileyeceği olumlu davranışları, biri/birileri ya da doğaüstü olduğu iddia edilen ilâh/ilâhlar emrettiği için değil, toplum halinde yaşamanın gereği olarak yerine getirmelidir. Bu davranışları sergilerken; varolduğu iddia edilen, bambaşka ama sonsuz bir yaşam hayaliyle bunları yapmaz. Yani "sana iyilik yapıyorum ki, bu iyilik neticesinde kazanacağım sevaplarla cennete gidebileyim" mantığıyla hareket etmek; ahlâklı olmak değil, birebir tanımıyla; çıkarcılık ve ikiyüzlülüktür.
Ateizmi benimsemiş olan insanlar, böyle bir ahlâk anlayışından tiksindikleri için, kendilerine, içinde yaşadıkları topluma, gezegene ve bu gezegeni milyonlarca yıldır onlarla paylaşan canlı türlerine saygı duyarlar. Akılları inaklarla zincirlenmediği için; mevcut yaşayış biçimimizi düzenleyen hukuk kurallarının geçerliliğini kabul ederler.
Şimdi bu konuyu biraz örneklerle açıklamaya çalışalım; bir insanı ya da başka bir canlı türünü öldürmek, hırsızlık yapmak, tecavüz etmek, vb. şeyleri eğer sadece varolduğu iddia edilen bir gücün emirleri yüzünden yapmıyorsanız, o zaman ahlâktan söz edemezsiniz. Bunları yapmamak için, dinlere ve içlerindeki öğretilere gerek yoktur. Bunlar; toplumlar için zararlı davranışlardır ve bireyler bu zararlı davranışların farkına varıp önleyebilmek için; çeşitli hukuk düzenlemelerine gitmişlerdir çağlar boyunca. Bunun en güzel kanıtı Babil kralı Hammurabi'nin koyduğu yasalardır. Bu yasalar, ki ilk yazılı hukuk kurallarıdır, herhangi bir ilâh/ilâhlardan gelen emirlerle değil, uzun yıllar boyunca toplum halinde yaşayan insanların tecrübeleri sayesinde vardıkları bir sonuçtur. Toplum halinde yaşamanın bazı hukuksal düzenlemeleri gerektirdiğinin farkına varmıştır çünkü insanoğlu.
Fakat ne yazıktır ki, yine insanoğlunun elinden çıkma sosyolojik bir olgu olan dinler ve bu dinlerin kurucuları da, bu gereksinimin farkına varmış, bu gereksinimleri kendi çıkarları ve yaşadıkları dönemin koşulları doğrultusunda kullanarak; güç ve iktidar sahibi haline gelmişlerdir.
Bu noktada şöyle bir soru gelebilir insanların akıllarına; "Peki, ateistler, toplum için zararlı olarak nitelendirilen bu davranışların hiçbirini, hiçbir zaman sergilemezler mi?" ya da "Hiç kötülük yapan ateist yok mudur?" Haklı olarak sorulmuş sorulardır ve cevapları "Evet" tir. Evet, sergilerler ama toplum içinde kötülük yapanlar sadece ateistler değildir. Kaldı ki; yukarıda açıkladığım bakış açısıyla hareket eden ateist sayısı çok fazla olduğu için, toplum içinde kötülük yapanların ateist olma oranlarının oldukça düşük olacağı gerçeği gözardı edilemez. Nitekim bunun örnekleri çevremizde her an mevcuttur. Ateistler başka insanları, ateist olmadıkları için; öldürmez, kafalarını kesmez, yakmaz, dövmez, onları aç bırakmaz, vb. davranışları sergilemezler. Ama bu davranışların tümünün, semavî olduğu iddia edilen dinlerin mensupları tarafından ortaya koyulduğunu görebilirsiniz ki gördük de. Çeşitli konulardaki örnekleri çoğaltabilirim ama ne demek istediğim gayet açık ve net.
Yazımın sonuç kısmında, yazımın bir özetini yapmak istiyorum. Bireylerin ve toplumların ahlâk anlayışı çağlar boyunca sürekli değişmiştir. Bu; insanın kültürel evrimiyle ilgili ortaya çıkan bir değişim sürecidir. Bu değişime ayak uydurabilmek için toplum halinde yaşamanın getireceği sorumlulukları ortaya koyan yasalar, hukuk yasalarıdır. Değişmez olduğu iddia edilen dinler ve içlerindeki öğretiler, değişime her zaman kapalı oldukları için; insanların değişen çevre koşuları, yaşam tarzı, gelişen teknoloji, ortaya çıkan yeni sosyal ve ekonomik sorunlarına ve bunlara bağlı gelişecek olan yeni ahlâk ve hatta mutluluk anlayışlarına, çözüm getirmekten çok uzaktır. Bu yasaların ortaya çıkışı ve uygulanması toplum halinde yaşamanın ortaya çıkardığı bir gerekliliktir. Bu yasaları ortaya çıkaratan varolduğu iddia edilen hayali ilâh/ilâhlar değil, insanların tecrübeleridir. Bu durumda; bir insanın ahlâklı ve iyi olması için dinlere ihtiyaç duyduğu iddiası yersiz ve geçersizdir. Aksine; dinler bu yasaları kendi öğretileri içine katmışlardır.
İyilik ve kötülük sorununun nedenlerini ve çözümünü; ateizme saldırarak, ateizmi benimsemiş insanları her fırsatta ahlâksızlıkla suçlayarak aramak; gülünçtür. Bu sorunların çözümü, insanların içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullarla ilgilidir. Araştırılması ve tartışılması gereken nokta burasıdır.
Bu yüzden her fırsatta, "ateist ahlâk anlayışının sonu budur, bu yüzden ateistler ahlâksızdır" gibi oldukça subjektif ve gerçekleri ortaya koymaktan uzak yorumlardan vazgeçiniz.
6 Mart 2008 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 yorum:
Şimdi öncelikle beynimi karıştıran iki soru var.
1- Ateizm de hiç bir tanrıya inanç yoksa çevremizde görüğümüz bu şeyler örneğin sadece bir Teori ile mi ortaya geldi ?
2- Eğer dört büyük din varsa ki bunların bir tanesinin diğerine eklendiği söyleniyor. Bu dört büyük dinin tanrılarını veya tanrısını im yarattı her kusursuz şeyin bir yaratıcısı varsa bu tanrının veya tanrıların yaratıcısı kim ?
ve eğer kafa karışıklığıma bir çözüm bulmak istersen lütfen bana
Gmail hesabımdan ulaş.
kubrayurtsever57@gmail.com
Yorum Gönder